Tâkatının binler derece fevkinde vazifeleri görmekteki acz-i mutlak lisanıyla, o Kadîr’in vücuduna şehadet eder.
Her bir şey, nizam-ı âlemi teşkil eden düsturlara ve müvazene-i mevcudatı idame eden kanunlara tatbik-i hareket etmekle, o Alîm-i Kadîr’e şehadet eder.
Çünkü zerre gibi bir camid, arı gibi küçük bir hayvan, Kitab-ı Mübin’in mühim ve ince mes’eleleri olan nizam ve mizanı bilmez.
Camid bir zerre, arı gibi küçük bir hayvan nerede? Semavat tabakalarını bir defter sahifesi gibi açıp, kapayıp toplayan Zât-ı Zülcelal’in elindeki Kitab-ı Mübin’in mühim ince mes’elelerini okumak nerede?Lem’alar (126)
Meselâ: Hortumlu sivrisinek dünyaya geldiği dakikada hanesinden çıkar; durmayarak insanın yüzüne hücum eder, uzun asasını vurur, âb-ı hayat fışkırtır, içer.
Hücumdan kaçmakta, erkân-ı harb gibi meharet gösterir. Acaba bu küçük, tecrübesiz, yeni dünyaya gelen mahlûka bu san’atı, bu fenn-i harbi ve su çıkarmak san’atını kim öğretmiş ve nerede öğrenmiş?
Ben, yani bu bîçare Said itiraf ediyorum ki: Eğer ben o hortumlu sineğin yerinde olsaydım; bu san’atı, bu kerr u ferr harbini ve su çıkarmak hizmetini çok uzun dersler ve çok müteaddid tecrübelerle ancak öğrenebilirdim.
İşte ilhama mazhar olan arı, örümcek ve yuvasını çorap gibi yapan bülbül gibi hayvanatı bu sineğe kıyas et. Hattâ nebatatı da aynen hayvanata kıyas edebilirsin.
Bak o Hakîm-i Zülcelal’e; nasıl Kitab-ı Mübin’in düsturlarından arı vazifesine ait mikdarını bir tezkerede yazmış, arının başındaki sandukçaya koymuştur.
O sandukçanın anahtarı da, vazifeperver arıya has bir lezzettir. Onunla sandukçayı açar, programını okur, emri anlar, hareket eder.
وَأَوْحَىٰ رَبُّكَ إِلَى النَّحْلِLem’alar (126)
Meselâ havanın her bir zerresi; her bir çiçek ile her bir meyveye, her bir yaprağa girer ve işleyebilir.
Eğer memur olmazsa, bütün girebildiği ve işlediği masnuların tarz-ı teşkilatını, suretlerini ve heyetlerini bilmek lâzımdır. Demek muhit bir ilim ve kudrete mâlik olmalı ki, böyle yapsın.
Meselâ toprakta her bir zerre, muhtelif bütün tohumlar ve çekirdeklere medar ve menşe olabilir.
Eğer memur olmazsa, otlar ve ağaçlar adedince manevî cihazat ve makineleri tazammun etmesi lâzım gelir.
Demek Cenab-ı Hak’tan nisbet kesilse, toprağın zerratı adedince ilahlar kabul edilmesi lâzım gelir. Bu ise bin defa muhal içinde muhal bir hurafedir.
Fakat memur oldukları vakit her şey çok kolaydır. Nasıl bir sultan-ı azîmin bir âdi neferi, onun namıyla bir memleketi hicret ettirebilir.
Öyle de Ezel ve Ebed Sultanı’nın emriyle, bir sinek bir Nemrud’u yere serer, bir karınca bir Firavun’un sarayını harab eder, bir incir çekirdeği bir incir ağacını yüklenir.
Demek her bir zerre, lisan-ı acziyle Kadîr-i Mutlak’ın vücub-u vücuduna ve nizam-ı âlemi gözetmesiyle vahdetine şehadet eder.Sözler (298)
Tam hizmet mimarlık ve iç tasarım firması olan Archipix'e hoş geldiniz. Benzersiz tarzınızı yansıtan güzel, işlevsel alanlar yaratma konusunda uzmanız.